Gece Evi Rpg

Gece Seni Seçti! Kaderin Gece Evi'nde Seni Bekliyor..
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tarja Ilmari

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tarja Ilmari
Vampirler
Vampirler
avatar

Kayıt tarihi : 26/01/10

MesajKonu: Tarja Ilmari   Salı Ocak 26, 2010 5:33 pm

Kim bilir kaç saattir aynı odadaydı İngiliz cadı. Sıkıntıdan odanın her ayrıntısını, zemindeki mermerlerin sayısına kadar incelemişti. Gerçi oda oldukça sadeydi. Girişte kalın çerçeveli dev bir ayna, duvarlarda çoğunda aile fotoğraflarının yer verildiği tablolar, birkaç kitabın düzensizce yerleştirilmesi dışında bir kütüphanede görebileceğiniz kadar özenli bir kitaplık, minderleri eskimiş, kılıfları yıpranmış ve bir sıra Avrupa’da oldukça moda olan pembe çiçekli koltuk takımı. April ise bu koltukların pencereye en yakın olanının içine adeta gömülmüş bir halde oturmuştu. İlk bakışta normal bir koltuk gibi görünüyordu. Ancak içe göçen minderi; kızcağızı beliyle sırtı arasındaki farkı anlayamaz bir pozisyonda oturmaya zorlamıştı. Yine de şikayetçi olduğu söylenemezdi. En azından sarışınlara has durgun, renksiz yüzünde herhangi bir kasılma, ince dudaklarında aşağıya doğru bir kıvrılma gözükmüyordu. O daha çok dışarısıyla, nadiren odayla ilgileniyordu. Ki dört saatin sonunda o nadiren diye adlandırılan zaman dilimleri oldukça büyük bir aralığa yayılmıştı. Bu izlenimleri sırasında tablolar en çok ilgisini çeken ayrıntılar olmuştu. Ne de olsa insanlar için her zaman başkalarını incelemek eğlenceli bir uğraş olmuştur. Uzun boynunu hafifçe kaldırıp zar zor seçebildiği yüzlere dikkatlice bakarken pek de güzel olmayan bir aile olduklarına karar verdi hemen April. Aslında kızıl saçlı ufak bir kızın resmi nispeten güzel duruyordu. Ancak onun da küçük gözlerindeki pırıltısız olumsuz bakışlar güzelliği olanaksız hale getirmişti. Belki de yeteri kadar görememişti. Uzun süre temizlenmediğinden üstünde kalın bir toz tabakası bulunan şamdanların zayıf ışığı, odanın tek ışık kaynaklarıydı. Londra’nın güneşi özlettiren havası da bu karanlığı bozmaya yetmiyordu haliyle.

Bağdaş kurarak biraz daha rahat olmaya çalışırken, gözleri de dışarıya gidiyordu. Evin içine oranla dışı çok daha renkliydi. Hoş, bir kase yoğurt bile o sırada, evin salonuna göre daha renkli gelebilirdi April’a ama gerçekten çok cezbedici renklerle bezenmişti bahçe. Büyük, yemyeşil ve yer yer açmaya yüz tutmuş kırmızı iri çiçeklerle doluydu. Bunlara çiçek demekle yetiniyordu April. Daha önce birkaç bilindik bitki dışında pek çiçek görmemişti. Onların ne kadar güzel olduğuyla ilgilenmeyi yeterli buluyordu küçük kız. Çiçeklerin dizildiği çimenlerin hemen dışında uzun kavak ağaçları boy gösteriyordu. Dün geceki fırtınadan olsa gerek çoğu komşunun bahçesi, derin bir temizliğe ihtiyaç duruyormuş gibiydi. Rüzgarlı günlerde, bahçeyi savrulup toza toprağa karışmaktan koruyanlar da yaşlı ağaçlardı muhtemelen. Bahçenin şık heykellerine göz atmayı erteleyen April, başını hafifçe kaldırdı. Buz mavisi gözleriyle aynı renkteki gökyüzü, büyük bir çarşaf gibi çırılçıplak ve belirgindi. Ve oldukça berraktı, berrak olduğu için de soğuktu sanki. Ama bulutsuz tabloya rağmen güneşten eser olmayışını yadırgayacak bir doğa bilgisi bulunmayan April memnun bakışlarla izlemeyi sürdürdü. Eğer şanslıysa penceresine çarparak uçmaya devam eden birkaç irili ufaklı kuş sürüsüne bile rastlardı. Eğer annesinin işi daha da uzayacaksa buna benzer hareketli görüntülere oldukça ihtiyacı var gibi duruyordu.

Bu ev hep bu kadar sessiz olmak zorunda mıydı? Sessizlik kimileri için uyuşturucu gibi olabilirdi ama April bunu kesinlikle sinir bozucu buluyordu. Bir ses duyduğu için uyanmayalı ne kadar uzun zaman olmuştu kim bilir. Uzun düzgün bacaklarını kıvırıp, yatakta döndü birkaç kez. Uyanmak istemiyordu. Eğer biraz daha rahat bir pozisyon alabilse uykusuna devam edebilir ve yaz tatilinin mümkün olduğunca hızlı geçmesini sağlayabilirdi belki de. Göz kapakları inatla kapanmayı reddedince gözlerini bu sefer kararlı bir şekilde açtı. Doğrudan gökyüzüne bakan büyükçe bir pencere vardı tavanda. Ancak romanlara konu olan, sabah güneşinin pencereden süzülüp gözlerini kırpıştırmasına yol açması durumu gerçekleşmezdi pek Rusya’da. Sadece nefret edilesi bir soğuk. Ah Londra’nın yağmurlu havasını bile ne kadar özlemişti. Bu ufak Rus kasabasına tıkılıp kalışı hakkındaki tek iyi şey- ah hayır iyi hiçbir şey yoktu. Bir an önce annesinin yanından ayrılıp İngiltere’ye dönmeliydi. Uçaktan inme anını daha Rusya’nın kar kaplı topraklarına ayak basar basmaz canlandırmıştı. Neyse ki çok daha ürkütücü sorunlarla uğraşmasına gerek yoktu. Örneğin yadırganmak, uyumsuzluk ve benzeri uğraştırıcı tuhaflıklar. Aslında koyu bronz tenli bir esmer olmanın hayalini çoğu kez kurmuştu. Ama dikkat çekmeyi seven biri değildi April ki böyle bir durumda kalmamış olduğu için de şu anda minnettardı. Bembeyaz bir sarışın olarak pek dikkat çekmiyordu burada. Teninin beyazlığını düşünürken, iklimi hesaba katmadan getirdiği incecik geceliğiyle ne kadar üşümüş olduğunu fark etti. Ve sıcak bir banyo için neleri verebileceğini.

Gözlerini sert bir şekilde açıp doğruldu. Ayaklarını yere atar atmaz, tenine değen yumuşak tüy kaplı terliklerini giydi. Açık kiremit rengindeki halıya yapışma tehlikesinden korkar gibi yürüyordu. Dizden hafif bir şekilde kıvrılıp doğrudan karşıya; hızlı ve hep bir karış ilerisine; önce burun sonra topuk. Annesinden öğrendiği yararlı bilgiler ne olduğunu anlamadan bilinçaltına oturuvermişti. Eh manken olan bir kadından size yöresel bir börek tarifi öğretmesini ya da voleybol alıştırmaları yapmasını isteyemezsiniz. O da kendi çapında bir şeyler yapmaya uğraşıyordu elbet. Tabi ne kadar başarılı olduğu konusunda April’ın ciddi şüpheleri vardı. Örneğin altı gündür –evet saymıştı da- eve uğradığı söylenemezdi. Nerede ya da daha doğrusu kiminle olduğu konusunda ise hiçbir bilgi bırakmamıştı. April’ın evlerine bir hafta önce gelen sivri burunlu, tıknaz adamla ilgili teorileri olsa da annesinin aşk işlerinin karmaşıklığıyla boy ölçüşemeyeceğini bildiğinden fikirlerini hiç düşünmeden uzaklaştırmayı uygun görüyordu. Aslında pek de umrunda değildi yalnız olmak. Sadece kadının biraz olsun kendisini tanımasını ve belki bir şeyler paylaşmasını istiyordu.

Kırmızı ve kahverenginin zorlu bir rekabet içinde olduğu renklerin karmaşasından sonra, bembeyaz banyoya girdi April. Yatak odası ne kadar köşeli ve sadelikten uzak eşyalarla bezenmiş ve tavan bakımından da oldukça yüksekse; burası da yuvarlak geometrik şekillerin basık ama enlemesine geniş bölüme yayılmış haliydi. İçeri girer girmez çerçevesi çiçek desenleriyle süslü, ağır ve dev bir ayna karşınıza çıkıyordu. Buraya ilk gelişinde geceleri yansımasından korkabileceği konusunda endişeleri olduğundan her akşam büyük bir havluyla üzerini örtüyordu April. Ama ilk üç günden sonra böyle bir saçmalığa ihtiyacı olmadığına karar verdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nyx
Admin


Kayıt tarihi : 22/01/10

│Künye│
Güç Seviyesi:
100/100  (100/100)
Rütbesi: Tanrıça
Karakter Türü:

MesajKonu: Geri: Tarja Ilmari   Salı Ocak 26, 2010 6:29 pm

Hepsi 20 Üzerinden Puanlanmıştır.
...Kurgu 13 [Belirli bir kurgun yoktu.]
...İmla 20
...Akıcılık 20
...Betimleme 20
...Noktalama 20
+ _________________
Puanın: 93

Profesörsün derdim ama bana prof. olmak istemediğini söyledin =)
Öyle işte... Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://gece-evi-rpg.turkforumpro.com
 
Tarja Ilmari
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gece Evi Rpg :: Karakter Analizi :: RPG Dersanesi :: Rp Puanlama-
Buraya geçin: